GERİ

CES 2026: Perakendenin yeni işletim sistemi

OCAK 19, 2026 PERAKENDE

Tüketici Elektroniği Fuarı Ve Konferansı CES 2026, 4.100 katılımcı firma ve 148 bin ziyaretçiyle tamamlandı. Consumer Technology Association (CTA) verilerine göre, küresel tüketici teknolojisi ve dayanıklı ürünler pazarı 2026’da 1,3 trilyon dolara ulaşacak. ABD pazarı ise 565 milyar dolarla rekor kıracak (donanım 371 milyar, yazılım ve servis 194 milyar dolar). Yazılım ve servis tarafının donanıma kıyasla daha hızlı büyümesi, teknolojinin “satın alınan ürün” olmaktan çıkıp “sürekli hizmet”e dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

CES 2026’nın en güçlü mesajı şuydu: Dijital dönüşüm artık “akıllı dönüşüm”e evriliyor. Yapay zekanın günlük hayatın içine iyice karışması, uzun ve kaliteli yaşam odağı, giyilebilir cihazların yeni bir “kişisel bilgisayar” gibi konumlanması ve yeni arayüzlerin hızla yayılması bu dönüşümün görünen yüzüydü. Kısacası, yapay zeka artık “gelecek” değil; bugünün gerçeği. Perakende sektörü de bu hikayenin tam ortasında duruyor.

Bu yıl CES’te üç büyük başlık her şeyin üzerine oturuyordu: akıllı dönüşüm, uzun ve kaliteli yaşam ve mağazanın akıllı dönüşümü. Gelin, perakendeye etkilerini bu çerçevede okuyalım.

1) Akıllı Dönüşüm: Yapay zeka artık işin bir parçası

CTA’nın 6 ülkede yaptığı araştırmaya göre ABD’de çalışanların %63’ü işte yapay zeka kullanıyor ve haftada ortalama 8,7 saat tasarruf ediyor. Bu veri bana şunu söylüyor: Yapay zeka “deneme tahtası” dönemini geride bırakıyor; artık kurumların günlük iş yapış biçiminin içine giriyor.

Perakende açısından bunun anlamı çok net: Envanter yönetiminden personel planlamaya, talep tahmininden müşteri hizmetlerine kadar pek çok süreçte yapay zeka kullanımı “ekstra” değil, giderek “standart” haline gelecek. Üstelik bu dönüşüm sadece daha iyi raporlama ya da daha hızlı analiz değil; karar alma biçimini dönüştüren üç yeni dalgayı beraberinde getirecek:

Aksiyona yönelik yapay zeka: Sadece öneren değil, belirli kurallarla kararı hızlandıran ve hatta aksiyon alan sistemler. Stok yenileme önerip bırakan değil; stok kritik eşiğe indiğinde siparişi hazırlayan, fiyat–kampanya etkisini izleyip yeni öneriyi hızla devreye alan, tedarikçiyle daha otomatik çalışan yapılar.

Sektöre özel uzman modeller: Genel amaçlı modellerin yanında, perakendeye özel, dar ama çok iyi iş yapan uzman modellerin artması. Taze ürün yönetimi, raf ömrü, fire azaltma, kalite uyarıları gibi alanlar bunun en erken örnekleri.

Operasyonel yapay zeka: Depo, lojistik ve tedarik zinciri süreçlerinde otomasyonun ve karar kalitesinin yükselmesi. Depoda akışın iyileştirilmesi, rota optimizasyonu, teslimat planlama ve verimlilik gibi başlıklarda yapay zeka artık “fark yaratacak” değil, “olmazsa olmaz”a doğru gidiyor.

CES’te bunun bir uzantısı olarak robotik ve “fiziksel yapay zeka” da çok daha gerçek bir iş gündemi haline gelmişti. İnsan biçimli robotların şovu bir yana; mağaza ve depo tarafında daha “iş bitiren” servis robotları, taşımayı kolaylaştıran otonom sistemler, sayımı hızlandıran çözümler ciddi şekilde sahnedeydi. Perakende operasyonunda “tekrarlı ve düşük katma değerli” işleri robotların alıp, çalışanı müşteriye daha fazla vakit ayıran bir role taşıması fikri güçleniyor.

Bir başka dikkat çekici alan da giyilebilir cihazlar ve artırılmış gerçeklik çözümleri oldu. Akıllı gözlüklerin daha konforlu hale gelmesi ve genişletilmiş gerçeklik (Extenden Reality) çözümlerinin depo optimizasyonu ve eğitim gibi endüstriyel kullanım alanlarına girmesi, mağaza ve depo çalışanını “anlık bilgiyle güçlendiren” yeni iş akışlarını mümkün kılıyor. Çalışanın güvenilir ve o anda ihtiyaç duyulan bilgiye giyilebilir bilgisayarlar ile çok kolay eriştiği; ürünün kesin yeri, gerçek zamanlı doğru stok, akıllı alternatifler ve çapraz satış önerileri bir dünyaya hızla yaklaşıyoruz.

Son olarak “cihazların platformlaşması” önemli bir kırılma. Akıllı TV’ler, AI destekli bilgisayarlar ve mobil ekosistemler, kişiye özel deneyim sunan platformlara dönüşüyor. Bu da evden alışverişin, ürünü artırılmış gerçeklikle incelemenin, hatta “evin içinde deneyimleyerek” karar vermenin daha sıradan hale geleceğini gösteriyor.

Tedarik zinciri tarafında da dönüşüm hızlanıyor. Tarımdan üretime, depodan taşımaya kadar pek çok alanda yapay zeka ve otomasyon; maliyeti, kaliteyi ve sürdürülebilirliği doğrudan etkiliyor. Dikey çiftlikler, otonom hasat, verim artırıcı akıllı sistemler; rafımıza gelen ürünün fiyatını ve bulunabilirliğini yeniden şekillendirecek. Enerji dönüşümü de bu resmin bir parçası: elektriğe kayış, akıllı şebekeler, yenilenebilir enerji, elektrikli filo ve enerji yönetimi artık sadece “sürdürülebilirlik raporu” konusu değil, doğrudan operasyon maliyeti konusu. Enerji verimliliği, perakendenin kar hanesine yazılan bir stratejiye dönüşüyor.

2) Uzun ve Kaliteli Yaşam: Yeni kategori haritası

CES 2026’nın ikinci büyük teması “uzun ve kaliteli yaşam”dı. Bu başlık perakende için hem yeni gelir alanları yaratıyor hem de mevcut kategori dengelerini sarsabilecek etkiler taşıyor.

Örneğin GLP-1 bazlı kilo verme ilaçlarının (Ozempic, Wegovy gibi) yaygınlaşması, gıda perakendesinde bazı kategorilerde talebi aşağı çekebilir; bu da toplam sepeti etkileyebilir. Öte yandan aynı dalga, yeni bir fırsat da doğuruyor: protein ağırlıklı ürünler, düşük kalorili seçenekler, porsiyon kontrollü paketler, fonksiyonel gıdalar…

Tıp ve kişiselleştirilmiş sağlık tarafındaki gelişmeler de eczane ve sağlık kategorilerinin genişlemesi anlamına geliyor. Tüketiciler kendi profillerine göre beslenme ve takviye önerileri talep ediyor. Burada perakendeci için kritik soru şu: Sadece ürün satışı ile mi kısıtlı kalacağız, yoksa veriye dayalı öneri ve hizmetlerle yeni bir değer mi sunacağız?

Giyilebilir sağlık cihazları da artık niş bir alan değil. Bu cihazlar satıldıkça, perakendecinin rolü “raf koy–sat”tan “veriye göre öner–paketle–sadakat yarat”a doğru evrilebilir. Akıllı ev çözümleriyle birlikte düşününce tablo daha da netleşiyor: Ev, alışverişin yeni bir temas noktası oluyor. Buzdolabının alışveriş listesi hazırlaması, eksilen ürünleri önermesi, hatta siparişi otomatikleştirmesi; yakın geleceğin sıradan alışkanlığına dönüşebilir.

3) Mağazanın Akıllı Dönüşümü: Kişiselleşmiş deneyim ve güçlendirilmiş çalışan

Walmart örneği

CES 2026’da en çarpıcı oturumlardan biri, Walmart’ın AI Dönüşüm, Ürün ve Tasarım Direktörü Daniel Eckert ile yapılan söyleşi oldu. Eckert, CEO’ya doğrudan raporlayan bir pozisyonda ve yaklaşık 6 aydır Walmart’ta. Ama vizyonu son derece net: 10 yıl içinde fiziksel mağazalar, e-ticaret deneyimi kadar dijital ve kişiselleştirilmiş olacak.

Bu çok önemli bir vurgu. Şimdiye kadar dijital deneyim= online, analog deneyim = mağaza şeklinde bir ayrım vardı zihnimizde. Eckert’in söylediği, mağazaların o kadar dijitalleşeceği, o kadar kişiselleşeceği ki, her müşteri için ayrı bir deneyim sunacağı. Bugün online deneyimin vaadi tam da bu: Her kullanıcıya özel. Ama mağazanın herkese aynı şeyi göstermek zorunda kaldığını düşünüyoruz.

Walmart, her müşterinin daha önce ne satın aldığını, ne zaman geldiğini, ne zaman tekrar geleceğini daha iyi tahmin ederek mağazadaki ürün çeşidini kişi bazında o kadar hassas hale getirmek istiyor ki, sanki uygulamada kişiselleştirilmiş bir liste scroll ediyormuş gibi tüketicinin hissetmesini hedefliyor. Bu kolay değil. Bu, son derece dinamik bir tedarik zinciri, tedarikçiden rafa kadar çalışan sofistike AI algoritmaları gerektirir. Ama Eckert bunu yapacaklarından son derece emin.

Scroll’dan Kurtulmak: Agentic Commerce’in vaadi

Eckert’in bir başka vurgusu da beni çok etkiledi: “Ne kadar süre daha scroll edeceğiz?”

Son 20+ yıldır hepimiz ekranları kaydırarak ve ilerleterek aradığımızı bulmaya çalışıyoruz. Telefonda, tablette, bilgisayarda… Uzun ürün listelerini filtrelemek için vakit kaybedip, aradığımız şeyi bulmaya çalışıyoruz.

Peki uygulama bizi o kadar iyi tanısa ki, bu çabayı ortadan kaldırsa? Walmart’ın Sparky adlı chatbot’u tam da bunu yapmaya çalışıyor. Müşterilerin büyük çoğunluğu her hafta aynı ürünlerle başlıyor siparişe: süt, un, yumurta, tereyağı, muz… Sparky ile hedeflenen, tekrar edenleri tek tuşla sepete eklemek ve sonra sadece o haftaya özel ihtiyaçlarınızı eklemeniz.

Eckert’in dediği çok net: Çok daha az scroll göreceğiz. Bazen sohbet arayüzü en iyi arayüz olacak (ne aradığınızdan emin değilseniz doğal bir konuşma istersiniz). Bazen kamera en iyi arayüz olacak (ceketinizin fotoğrafını çekip “buna uygun kazak seçenekleri göster” diyeceksiniz). Ama kesin olan bir şey var: Sonsuz listelerde gezinme dönemi bitiyor.

Agentic commerce, yani AI’nın sizin adınıza alışveriş yapması konusunda Eckert’in yaklaşımı çok dengeli. İnsanlar alışveriş yapmayı seviyor, bu değişmeyecek. Ama “zorunlu alışveriş” ile “keyifli alışveriş” arasında fark var.

Çamaşır deterjanı bittiğini fark etmek can sıkıcıdır. Çamaşır deterjanı almak heyecan verici değildir. Ama deterjan bitmeden birkaç gün önce otomatik olarak evinize gelmesi harika olurdu. İşte agentic commerce’in parlayacağı alan bu: Temel, tekrarlayan ürünler.

Eckert’a göre keşfetmekten keyif aldığınız alışverişlerde (giyim, aksesuar, özel ürünler) AI desteği ile aradığınız ürünü bulmanıza yardım edip alışverişin keyif kısmında sizi etkin kılıp, her an yanınızda hazır satış asistanı rolü oynayacak. AI müşteriye öneriler sunarak, değerlendirme paylaşarak devrede olacak, ama satın alma tuşuna basma aşamasını müşteriye bırakacak.

Çalışanlar için AI asistanı

Walmart’ın bir diğer vurgusu da çalışan tarafında: Yapay zekayı maliyet düşürme aracından ziyade, çalışanı daha etkili kılıp müşteriye daha iyi hizmet verme aracı olarak konumlamaları. Ürünün raftaki yeri, stok durumu, raf doldurma önceliği, mağaza içi güvenlik riskleri gibi konularda çalışanı anlık destekleyen asistanlar; “daha iyi hizmet” hedefinin altyapısı oluyor.

Müşteri hangi üründen sorarsa sorsun, hangi rafta olduğunu, stokta olup olmadığını, ne zaman geleceğini anında görebiliyorlar. Hangi rafın önce doldurulması gerektiğine AI karar veriyor, çalışanı yönlendiriyor. Bir yerde dökülen bir sıvı varsa (güvenlik sorunu), AI anında yönlendirmeyi değiştirip çalışanı oraya gönderiyor.

Arama ve Keşif: Ürün bulmaktan karara ve aksiyona

CES’te arama ve keşfin geleceğini konuşan panelden çıkan ortak mesaj şuydu: Arama artık sadece “bulmak” değil; müşterinin karar verip aksiyon almasını sağlamak. Müşteri yolculuğu kısalıyor; görsel, sesli ve sohbet tabanlı arayüzler yaygınlaşıyor; filtreler geride kalırken diyalog ve netleştirici sorular öne çıkıyor.

Bu yeni dünyada perakendecinin en büyük ödevi, ürün bilgisini ve kataloğu “yapay zekaların anlayacağı” şekilde temizlemek ve güvenilir hale getirmek: doğru ürün nitelikleri, doğru görseller, doğru stok bilgisi, güncel fiyat… Çünkü aksiyon alan sistemlerin gerçek hayatta hata payı çok düşük. Ayrıca ekosistemde birlikte çalışabilirlik tarafında yeni protokoller ve duyurular hızlanıyor; bu alan gerçekten “her hafta yeni gelişmeye gebe” bir döneme giriyor.

Perakende için vizyon listesi

CES 2026’dan çıkan bu tabloya bakınca, perakende sektörünün önümüzdeki 5 yılda odaklanması gereken vizyon şöyle şekillenebilir:

  1. C-level gündeminde AI’ı ayrı bir başlık olarak konumlandırın; üç aylık AI dönüşüm ilerleme değerlendirmesi yapın.
  2. Arama ve keşif deneyimini yeniden tasarlayın: katalog ve içerik kalitesini yükseltin, konuşmalı ve görsel aramaya hazırlanın.
  3. Sağlık ve iyi yaşam kategorisini genişletin; GLP-1 etkisini ve yeni tüketici tercihini kategori stratejisine yansıtın.
  4. Tedarik zincirinde otomasyon ve robotik yatırımların ROI’sini değerlendirerek karar verin; çalışanı güçlendiren asistanlara odaklanın.
  5. “Müşterinin olduğu yerde var olma” hedefinde, müşteri ilişkisi ve veriyi kaybetmeden ilerleyecek bir denge kurun. Ev, araba ve giyilebilir bilgisayarlar ile daha etkileşimde olmaya hazır olun.
  6. Tekrarlayan alışverişte otomasyonu destekleyin; keşif ve beğeniye dayalı alışveriş alanlarında insan dokunuşunu koruyun.
  7. Güven ve fiyatı temel para birimi olarak yönetin; izin ve mahremiyet esasına önem verin.
  8. Enerji verimliliğini rapor konusu değil, doğrudan karlılık ve maliyet yönetimi konusu olarak ele alın.

    CES 2026 da bize şunu gösteriyor: Perakendede önümüzdeki 5 yıl, geçmiş 50 yıldan daha fazla değişim getirecek. Artık bu değişimde rol almak değil, nasıl liderlik edeceğimizi belirlemek söz konusu.

Retail Türkiye'de yayınlanan makaleyi inceleyin.